Elif Şafak – Ustam ve Ben

Doğu batı arasında kalmak nedir? Bu ikilemden nasıl kurtulur insan. Hele bir de yazarsa… Elif Şafak bu durumdan kendini kurtaramasa da akıcı dili sağlam kurgusuyla objektif olamayışını kamufle etmiş gibi görünüyor. Halbuki insan kökleriyle gurur duymalıdır. Kökleri nereye dayanıyor insanın..

Bu kitabın bir kurgu olduğu unutulmadan okunduğunda, gayet keyifli , akıcı bir kitap demiş birisi. Doğru söylemiş. Ustam ve Ben adlı bu roman da başarılı bir kurguyla bunu sağlamış durumda. Bu arada çok satanlar listesinde de yer almıştı.

O halde kitaptan:

Tarihimizin en önemli ve çalkantılı dönemlerinden biri olan 16. yüzyılda İstanbul… Hindistan’dan gelen beyaz bir fil ve onun sırlarla dolu bakıcısı: Çota ile Cihan. Filbaz aynı zamanda bir üstadın çırağı. Ustası ise Sinan. Bu toprakların yetiştirdiği en büyük mimar.
Elif Şafak’ın muazzam hayal gücü ve zengin diliyle Osmanlı tarihinin derinliklerine doğru şaşırtıcı bir yolculuğa çıkıyoruz. Karşılıksız bir aşk, iktidar kavgaları, yobazlığın ortasında yeşeren sanat ve beklenmedik bir ihanet…
Bir tarafta bilime ve öğrenmeye inananlar, bir tarafta gelişmeyi durduranlar…

Ustam ve Ben, tarihi kişiliklerin, camilerin, kütüphanelerin, türbelerin, köprülerin resmigeçit yaptığı, rengârenk, canlı, sürprizlerle dolu bir dönem hikâyesi…

Öyle bir hayal dünyası ki içindeki konular ve tartışmalar günümüze dair de çok şey söylüyor. Uzun süre hafızalardan silinmeyecek, çok konuşulacak bir roman.

“İstanbul dediğin unutkanlıklar şehri. Orada her şey suya yazılmış. Ustamın eserleri hariç, onunkiler taşa kazınmış. O taşlardan birine bir sır sakladık. Çok zaman geçti üzerinden, nice alametler birikti ama hâlâ orada olmalı, bıraktığımız noktada. Bilmem bulan çıkar mı? Bulsa bile anlar mı? Ustamdan geriye kalan yüzlerce eserden ve binlerce, binlerce taştan bir tanesi var ki, altında gizli Arzın Merkezi.”

İlgili Konular

3 yorum

  1. Mimar sinan hayranıysanız okumadan geçmemelisiniz. Elif şafak bana kitap okumayı kitaplarıyla sevdiren harika yazar kitaplarıylada kitap aşığı oldum sayesinde

  2. Ben Mezopotamya’yım, üzerinde binlerce kanlı el var. Başka kardeşlerimin üzerinde doğanların eli, üzerimde büyüyenleri eli. Hiç tanımadıklarımın elleri boynumdan hiç düşmedi, beni hep boğdular, beni hep şahit yaptılar. Bir günüm diğerinden farksız değil, kansız bir günüm hiç olmadı. Yeryüzüne insan ayak bastığı günden beri, gülmeyi unuttum, sevinmek nedir hiç bilmiyorum. Hep kan, hep kan, hep kıyım, hep kıyım gördüm”…

  3. Mimar Sinan gibi bir ustanın gelecek nesillere aktarılacak, anlatılacak ve de gösterilecek o kadar çok eseri ve o kadar çok özelliği var ki bunların gerçek manada neredeyse hiçbirini bu roman da bulamadım. Bu yüzden çok üzüldüm taraflı bir üslupla ve de taraflı bir içerikle konuyu romantize etmiş. Aslında büyük bir yapıt olabilecekken basit bir romandan ileriye gidememiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir